CNN'den Son Haberler

22 Ekim 2007 Pazartesi

Şehitler Abidesi İçin (Mehmet Akif ERSOY)



Gök kubbenin altında yatar, al kan içinde,
Ey yolcu, şu toprak için can veren erler.
Hakk'ın bu velî kulları taş türbeye girmez,
Gufrâna bürünmüş, yalnız Fâtiha bekler.



19 Ekim 2007 Cuma

Renkler herkes için aynı mıdır?

Renkler hakkında bilemediğimiz çok şey var bence...


Bu yüzden "Zevkler ve Renkler tartışılmaz" deyip olayı bitirmiş birisi.


Hiç düşündünüz mü, acaba sizin gördüğünüz "kırmızı" herkes için sizin gördüğünüz gibi midir?


Doğuştan görmeye başladığı sabit bir renge kırmızı diyen birisi için, kırmızı o renktir.


Diyelim ki elma: Kırmızı bir renge sahiptir, fakat bu kırmızı rengi başka bir yolla anlatabilir miyiz? Doğuştan o sahip olduğu renge birileri kırmızı demiş ve biz de kırmızı olarak öğrenmiş olamaz mıyız? Belki de başkasının doğuştan gördüğü "mavi" bizim gördüğümüz kırmızıdır?

İşin bu kısmı kafaları karıştırıyor kimi zaman.


Olay görmekle alakalı..


Diyelim ki renkler herkesçe sabit olsun,

Doğan bir çocuğa, kırmızı bir elma verin ve bu mavidir diyin, ve gökyüzünün de kırmızı olduğunu. Ömrü boyunca elmaya mavi diyecektir. Ve gükyüzüne ise kırmızı. Bir ateş gördüğünde eğer ona ateşin rengi için kırmızı derseniz çocuk için bu olabildiğince saçma gelecektir. Çünkü onun için ateş mavidir.


Burda olay kelimelere dayalı gibi görünüyor, çünkü renkleri sabit tuttuk.


Şimdi şunu düşünelim, herkes bir görüşle doğuyor ve dünyaya geliyor. Ömrü boyunca o görüşe sahip oluyor, çünkü başkasının gözünden görmek gibi bir ihtimali yok. Olay gözde ya da beyinde bitiyor, orası tıp.


Peki benim kırmızı dediğim renk, senin mavi dediğin renkse? Ya da öyle algılıyorsak?


İkimiz de aynı renge bakıyor ve evet bu kırmızıdır diyebiliyoruz.


Varsayalım ki birbirimizin gözünden gördük, şunu deme ihtimalimiz yok mudur:
-Sen renkleri olduğundan farklı görüyorsun!


O öyle görüyorsa, diğeri de öyle görecektir.


Ve bir başka örneğimiz: Renk Körleri


Hangi renk körü doğduğu anda renk körü olduğunu anlayabilir?
Siz bir kırmızıya bakacaksınız, ve onlar da kırmızıya bakacaklar
Gördükleriniz farklı renkler olmasına rağmen ikiniz de onun kırmızı olduğu konusunda ortak fikre sahip olacaksınız.


Tabii bunlar sadece düşünceler, isbatlanmışlığı yok. Biraz beyin fırtınasının kimseye zararı olmaz.

Fazla olmadıktan sonra :)


Renk körlerinin nasıl gördüğünü hiç merak ettiniz mi?




İşte normal resim, ve genel körlük türleri protanopia, deuteranopia, tritanopia








İşte normal resim..




















İşte en yaygın türlerden protanopia















ve deuteranopia














ve tritanopia

kimin nasıl gördüğü bizi bağlamıyor gerçi, ne gördüğü önemli...

kendi resimlerinizi renk körlerinin nasıl gördüğünü denemeniz için:
http://www.etre.com/tools/colourblindsimulator/

12 Ekim 2007 Cuma

Okuma sınırlarınızı zorlayın!

Eğer kitap okuyorsanız, ara sıra kapılacağınız ilginç hisler olacaktır. Mesela, iki paragraf okuyup hiç bir şey anlamayıp tekrar başa dönmek gibi...
Kimi zaman insanlar bu gibi durumlarla savaşa girer. Kendimizle ettiğimiz iç kavgayı burada en açık biçimiyle izleyebiliriz. İşte bu noktada nefis ve ruh en açık taraflarını size gösterir... Biriniz okur, diğeriniz okumak istemez... Ve sonunda baskın çıkan kimse, siz osunuzdur...

Fakat kimi zaman olmak istemediğinizi olduğunuz da olur... Bu olmak istediğiniz "siz"in baskın çıkmasıdır... Bu baskı eğitimle birebir alakalıdır.. Baskın çıkan okumama hissi daha önce bahsettiğim gibi, insanın basite olan eğiliminden kaynaklanır. Bu eğilim insanı eğitir. Matematiğe ilgisi olan bir kişinin zorlama olmadan matematik hakkında kendini eğitmesi gibidir bu durum.

İnsanda sınır yoktur, insan sonsuzluktan kopan bir parçadır, ve bu söylediklerim felsefe değil gerçektir. Yani felsefedir. Kafanız karıştıysa şöyle söyleyeyim. Bu söylenenler boş değildir, gerçektir..

Sınırları olmayan bir insanın okumak gibi basit bir işte neden bu kadar zorlandığını kestirebilmek zordur, şahsi tezimse şudur: zor olan okumak değil, anlamaktır... İnsanlar anlamaktan ya korkuyorlardır, ya da basite eğilim çok fazladır.

Okumak için basite eğilim göstermiş anlayışı yukarı çıkartmak ve bu "eğilim"i düzeltmek esastır. -Yine okumaktan kasıt anlamaktır-

Eğer iki paragraf size anlam ifade etmiyorsa, anlayana kadar okuyun. Bazen anlamak samanlıkta iğne aramaya benzer. Hemen öğrendiğiniz şeylerin değerini asla bilmezsiniz. Kendi çıkarımlarınız size, o kitabı siz yazmış gibi bir etki bırakacak ve anladığınız şeyler daha fazla olacaktır.

Edebiyat ve Felsefeden sıkılmayın, çünkü onlar hayatın kendisidir.
Bunlardan sıkılanın hayattan ne beklentisi olabilir ki?

Altını çiziyorum: Hayat diyorum, dünya değil...

Sürçülisan eylediysek affola...

Aşağıdaki metni tek okuyuşta anlayacağınızı umarak yazıyorum:

OKURYAZARLAR VE OKUMAZYAZARLAR

Önce bir rüzgar esti her zamanki gibi, daha sonra bir dalga çarptı deniz kenarında hep aynı manzarayı izlemeye mahkum bırakılmış, ömürleri boyunca aynı dalgaları defalarca yemiş, kimi arkadaşları eriyip gitmiş yıllar önce ve kendisinin de yavaş yavaş eridiğini, gördüğü manzara kadar iyi benimsemiş olan sert kayalara… Ve bir martı kondu kayaların üzerine ama ne martı o, kanatlarını açsa dalgaların vuruşundan içi dışına çıkmış kapkara kaya birdenbire beyazlamış gibi görünür, hayatın apaçık ama, bize zorla görmezden getirttiği güzelliklere hiç de alışık olmayan gözlerimize tuhaf bir illüzyon gibi gelir, inanmak zor gelir mucizelere. Ve iyice kör olmaya (başlarız değil) başladık çoktan... Martı orada durdu, bembeyaz, dalgaların ara sıra sularını sıçrattığı kanatlarını açmadan…
Ve cümleler hep öznelerle başladı, yüklemlerle bitti ama kimisi aynı bu, yüklemi okurken özneyi unutmaya ramak kalmış olan karmakarışık cümleler gibi zordular, okuyanlar anlamakta zorlandılar… Ne martıların öznelerini bildiler, ne rüzgarın yüklemini… Kayaların nesnesini öznesinden, öznesini yükleminden ayıramadılar, sonra ortaya çıkıp öznesiz, yüklemsiz, içlerinde rüzgardan, martılardan, ağaçlardan, dalgalardan, kapkara kayalardan habersiz kelimeleri olan, sözde özneleri, sözde yüklemleri çok olan milyonlarca kitap bastılar, ve yazarlar çıktı henüz okuyamayan.
Halbuki martı uçarken “Oku!” dedi, duyamadılar, okuyamayanlar sağır mıydılar? Halbuki rüzgar hep okunmak için esti, kaya da okudu manzarasını ama okuyamayan yazarlar hiç kayaya sormadan yazdılar manzarayı… Hep “Oku!” dediler, okuyamayanlar “Oku!” diyeni de okuyamadılar, okumadan yazmaya kalktılar. Cümleler kuramadılar, özneleri bildiklerini sandılar, hep “özne” diye sayıklandılar yıllarca, ama “öz ne?” bilemediler… Şairler çıktı kafiye diye sayıklandılar yıllarca ama sonra kafiyeleri kafi geldi, “Artık bitti!” dediler, sonsuzluğu okuyamadılar… Daha sonra çıktılar yine sözde özneleri, sözde yüklemleri çok olan milyonlarca kitap bastılar, ve yazarlar çıktı yeniden yeniden, ama okuyamadılar…
Bir söz için bin yapraklı kitaplar yazdılar, bir yapraktaki bin sözü okuyamadılar… Rüzgarı her hikayede estirttiler, rüzgarın hikayesini okuyamadılar… Okuyamayanlar yazar oldular, okuyanlar rüzgara karışıp gittiler… Karmakarışık cümleler içinde kayboldular; özne oldular, yüklem oldular, öz ne bildiler, yüklemi yüklendiler… Okuyamayan yazarlar oldu, ama okuyanlardan yazamayanlar da yazdılar…
Ve martı o anda, açsa rüzgara meydan okuyacak güzellikteki bembeyaz ve genişçe kanatlarını açtı, rüzgara doğru kalkmaya çalıştı, kapkara kaya martının gölgesi altında beyazladı, ve hafif kulak tırmalarmış havasındaki dalgaların kayaya vuruşu, kayayı hayattan bir parça daha eriterek kıyıya sıçradı, kıyıya sıçrayan dalga parçacıklarından kimi martının kanatlarına tutunup kurtuldular, kimi kıyıya düşüp kurumaya bırakıldılar, okuyamayan damlalar kuma karıştılar, okuyanlar buhar oldular denize yağmur diye yağdılar... Yeniden bir rüzgar esti biraz önceki gibi, daha sonra bir dalga çarptı deniz kenarında hep aynı manzarayı izlemeye mahkum bırakılmış, ömürleri boyunca aynı dalgaları defalarca yemiş, kimi arkadaşları eriyip gitmiş yıllar önce ve kendisinin de yavaş yavaş eridiğini, gördüğü manzara kadar iyi benimsemiş olan sert kayalara…

24 Ocak 2007 / Beykoz
Fatih Kadir AKIN

İnsanlar Neden Felsefe ve Edebiyattan Sıkılırlar?

Okuldaki Felsefe ve Edebiyat dersinde uyumamış olanınız var mı? Belki bir kaç kişi... Tümevarımdan gidersek tabiki herkes uyur... Peki hiç düşündünüz mü bunun sebebini?

- Neden sıkılıyorsun?
- Çünkü çok sıkıcı!

gibi bir diyalog bunun cevabını hiç bir zaman vermeyecektir. Öyle ki bu soru kısır bir döngüye girecektir:

- Neden sıkılıyorsun?
- Çünkü çok sıkıcı!
- Neden sıkıcı?
- Çünkü boş şeyler!
- Neye göre boş şeyler?
- Bence boş şeyler, beni sıkıyo!
- Neden sıkılıyorsun?
- Çünkü çok sıkıcı..
.....

gördüğümüz gibi bu şekilde bir diyalog oldukça ilginç bir kısır döngüye uğramaktadır.

Sıkılan kişimizin burada sıkıldığı bir gerçek. Önemli olan gerçeklik tartışması, Felsefe ve Edebiyat'ın gerçekten de sıkıcı olup olmadığı konusudur.

İnsanların kolay olana gitmek gibi bir eğilimleri vardır. Düşünün ki iki yol var, biri normal olan yol, diğeri ise kestirme olan.. İnsanlar her zaman kestirme olanı tercih ederler. Bu her zaman böyledir. Bunun üzerinde fazla durmayalım, kendiniz örnekleri genişletebilirsiniz.

Felsefe ve edebiyat insanı kestirme olandan uzaklaştırır, yani insanın eğilimi dışına çıkmaya çalışır. Felsefi sözler, şeyleri direk olarak değil de dolaylı yoldan anlatmayı amaçlar. Edebiyat da böyledir. Öyle ki Felsefe ve edebiyat birbirini tamamlayan iki bütündür.

"Ayağını yorganına göre uzat" sözünü eğer sıkılan bir insana sorarsanız, basite eğilimli zihni bunu olduğu gibi alacaktır. Gerçek mana dediğimiz bu olay, bu edebi cümlenin felsefesini bu insana asla nakledemeyecektir. Halbuki ayrıntılı düşünmeye odaklanmış zihin bunun altında manalar arayacak ve neticede ortaya koyacaktır.

Sonuç olarak şunu söylememiz kaçınılmazdır: İnsanlar hayatlarını yaşamak için kestirmelerden değil, detaylardan ilerlemelidirler.

Şu benzetmeyi aklıma gelmişken yapmalıyım ki oldukça yerindedir:

Hayat bir ilüzyondur, eğer biz bu ilüzyonun hilesini bulamazsak, sihir sanar, aldanırız. Ve hileler sorgulanarak bulunurlar. Sorgulamalarsa felsefedir. Felsefeyi anlatansa edebiyat...

Anlayana...







11 Ekim 2007 Perşembe

Aborjin Duası

Aborjinleri bilirsiniz... Aborjin Avustralya kıtası yerlilerine verilen addır kısaca. Size aborjinlerin bir duasını gösteriyorum. Bu dua edebileceğimiz en güzel dualardan biridir kanaatimce:

Her şey yeterli olsun!
Seni ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni diliyorum.
Aydınlık bir bakıs açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum.
Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum.
Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum.
Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecekkadar acı diliyorum.
İisteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum.
Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum.
Son "elveda"yı atlatmana yetecek kadar "merhaba" diliyorum.

Eğer - Rudyard Kipling

Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü ve bunun sebebini senden bildikleri zaman sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;
Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;
Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen, ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan, bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;
Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,
Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,
Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;
Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen, ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;
Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen; ve kaybedip yeniden başlayabilir ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;
Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile işine yaramaya zorlayabilirsen ve kendinde 'dayan' diyen bir iradeden başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;
Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen, ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;
Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse;
Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;
Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı, altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;
Yeryüzü ve üstündekiler senindir
Ve dahası
sen bir İNSAN olursun oğlum...

Küs Değiliz : AMADO NERVO (Kimilerince güzel konuşmaktan başka birşey değildir felsefe...)

Kendi günbatımıma doğru seni kutsuyorum yaşam, çünkü sen bana hiçbir zaman boş umutlar, adaletsizlikler, hak edilmemiş uzuntuler yaşatmadın.

Çünkü inişli çıkışlı yolumun sonunda gördüm ki kendi kaderimin mimarı bendim ve şeylerin içindeki tatlılığı ve acılığı ortaya çıkardıysam onları oraya koymuş olan yine ben olduğum içindi.

Gül ağacı ektiğimde açan her zaman güller oldu.
Elbette gencligimin ardindan kış gelecek ama sen zaten mayısın sonsuza dek süreceğini söylememiştin.
Şüphesiz acı dolu uzun gecelerim oldu ama sen zaten bana sadece mutlu geceler vaat etmemiştin. Ve karşılığında huzur dolu gecelerim de oldu.
Sevdim, sevildim, güneş yüzümü okşadı...
Yaşam, bana hiçbir şey borçlu değilsin. Yaşam, küs değiliz...

---------------------------------------------

Felsefe yapmamak da bir felsefedir....

10 Ekim 2007 Çarşamba

Teknoloji Sanatı: ASCII ART

"Art", anladık da "ascii" ne? Eminim ki bilgisayardan yüzeysel biçimde anlayan kullanıcılarımız Ascii'nin ne demek olduğunu anlamayacaklardır. Aslında Ascii hergün elinizin altında kullandığınız klavyenin kendisidir bir bakıma...

"American Standard Code for Information Interchange" açılımı olan karakter setidir.

Fazla uzatmaya lüzum yok ki konu dışına çıkmayalım. Araştırmak isterseniz http://tr.wikipedia.org/wiki/ASCII adresinden yararlanabilirsiniz.

ASCII art, tamamen "text" e dayalı sanat eserleri oluşturmaktır. Tabi bu edebi bir kompozisyon değil, görsel bir eserdir. Yani resimler, harflerle çizilir...

Eğer eskiden DOS kullandıysanız ascii art'a rastlamamanız ilginçtir.

Resimlerinizi ASCII art'a çevirmek için kapsamlı programlar bulunmaktadır.







image2txt


ascii.art 0.4 beta



ascii art studio



bunlardan bir kaçıdır (ben ascii.art 0.4 beta tavsiye ediyorum :))






Marylin'in bir resmini ASCII art olarak görebiliyoruz...

8 Ekim 2007 Pazartesi

Windows'un İlginç Hata Mesajları

Windows, uzun zamandır piyasada ve bu Windows piyasası hiç şüphesiz çökecek gibi görünmüyor. İşlerinde uzman olan bu büyük kadro gün geçtikçe yeni teknolojiler ve programlar üretmeye devam ediyorlar.




Tabi işlerinde uzmanlıkları tartışılır... Neden mi? Napoleon's Computer'e bir tarama yaptırdık ve gördük ki Windows çok ilginç açıklar ortaya çıkarmış. Bizim başımıza hiç gelmedi. Aşağıdaki resmi inceleyelim en basit örnek olarak: Sanıyoruz ki Windows'un yeni versiyonu Vista kullanılan bir bilgisayar, ya da Vista temalı bir XP de olabilir. Resimdeki "hata" penceresinde (diyoruz çünkü "Error" hata demek.) çok iyimser bir mesaj göze çarpıyor: "The operation completed successfully." yani "İşlem başarıyla tamamlandı.".. İnsan bir durup düşünüyor tabi doğal olarak, burda ne demek istenmiş olabilir diye.. İki ihtimalimiz var:



Ya bu bir hata değil ve dolayısıyla bir hata;

Ya da Windows o kadar hatalarla dolu ki bir işlemi bitirebilmek hata gibi geliyor, ve bunları Windows da kabullenmiş ki bu hatayı bilerek düzenlemiş, yani bir hata değil, bir gerçek: yani bir hata...




Her iki durumda da ne anlıyoruz: Windows hatalarını en ironik yerlerden veriyor.



Ve işte bir başka hata daha:






Bu hata için pek yorum yapmayacağım. Görüyoruz ki "kendine güvenme" konusunda Windows pek iyi değil. Uyarıları anlamayanlar için çeviriyorum:

Bilgisayarınızı koruma altına almak için Windows aşağıdaki uygulamayı kapattı:

İsim: Windows Explorer
Yayıncısı: Microsoft Corporation





...





Ve bir başka hatamız daha: Windows kadrosuna yeni fizik mühendisleri almalı kanaatindeyim. Öyle görünüyor ki bir dosya silmek istediğimizde bize "yeterli disk alanı olmadığı" için dosyayı silemeyeceğimizi söylüyor. Ve ekliyor: "Disk alanından kazanmak için dosya silin", biz de şöyle diyoruz: "Hadi ya, harbiden mi?" Bizim yapmak istediğimiz de bu ama işte anlayana...







Bir hata da Adobe'ye geçen Macromedia serisinin bir ürünü Dreamweaver'in:

Uyarı'da şöyle diyor: Hiç bir hata yok... Ne güzel işte! Benim istediğim de bu ve normal olan da bu olması gerekmez mi? O halde uyarı neden?Hiç bir hata vermediğini bu kadar öven bir program olmamalı bence...



Microsoft ve hatalarını kutluyoruz...



Bu işi "ti" ye alan birkaç yabancı arkadaşımız bu konuda çalışmışlar ve ironik bir "generator" (oluşturucu) yapmışlar: denemenizi şiddetle tavsiye ediyorum :)



Link: http://atom.smasher.org/error/



İşte bu da benim hatam: (Türkçe karakter içermediği için ingilizce yapmak zorunda kaldım :))